İslam’ın ortaya çıktığı toplum, Arapların ekonomik ve sosyal sınıflar içinde bölündüğü, kabileciliğin-aşiretçiliğin aşırı yaygın olduğu bir toplumdu. Bütün bunların üzerine kurulduğu sistem ise dindi. Bu din, her aşiretin kendine ait ilahının olduğu, ayrı ayrı tapılan ilahların sürekli Araplar arasında kan dökülmesine sebep olduğu, zenginlerin kolayca bu ilahları kullanarak hükümranlığını sürdürüp, güçsüzleri ezdiği bir ortam sağlıyordu.
İslam’dan sonra ise bunlar tersine döndü. İlahların hepsi reddedildi, sadece Allah’a inanıldı. Toplumsal sınıflar arasındaki ölümcül mücadele, bir uyuma dönüştürüldü. Bütün bunlar sayesinde Araplar, binlerce küçük parçaya bölünmüş aşiret tarzı yaşamdan çıkıp, ilk defa tek bir millet, tek bir ırk oldular.
Irk ve millet gerçeği, İslam’ın inkar ettiği veya ortadan kaldırmak istediği bir şey değildir. Aksine, Kuran’da bir çok ayette insanların ırklar ve milletler olarak ayrı ayrı yaratıldığı (Hucurat-13) belirtilmekte, hatta ilginçtir ki; insanların kiminin kimine göre farklı özelliklerde üstün veya aşağı yaratıldığı bir çok ayette tekrar tekrar ifade edilmektedir. (İsra-21, Zuhruf-32)
Bunun yanında doğrudan ırkçılığa nispet edilen “Asabiye uğruna savaşan bizden değildir” tarzındaki hadis, kavm (millet) veya jins (ırk) için değil, asabiyeyi yani kabileci-aşiretçi anlayışı ifade etmektedir.
Kuran’da Allah, Yahudi ırkının özelliklerini detaylı şekilde anlatırken, başka ayetlerde Romalılara savaşta Perslere karşı yardım edeceği vaadini de vermektedir.
Irkları ve milletleri reddetmek, Kuran veya hadislerin hiçbirinde geçmez.
Diğer yandan yanlış bilinen bir diğer kanı da, insanların sadece ve sadece din için savaşabileceği konusudur. Bu yanlıştır. İslam’a göre insan canı için, malı için, toprağı için savaşabilir. Kendi canı için, toprağı için savaşan insan, milleti için de savaşır. Din burada ayrı bir boyuttur. İslam’ın yayılması için yapılan cihat savaşı nasıl meşru ise, insanın kendine, malına veya milletine yönelen tehditlere karşı savaşması da aynı derecede meşrudur.

Bir diğer konu, İslam’daki din kardeşliği konusudur. Bu kardeşlik, inananlar arasında sanıldığı gibi gerçek bir kardeşlik bağı yaratmaz. Eğer öyle olsaydı bir Müslüman erkek, bir Müslüman kadınla kardeş olacak ve evlenmek imkansız olacaktır. Fıkıh açısından İslam kardeşliği gerçek bir kardeşlik değil, bir inanç birliği ifadesidir.
İnsanların arasında milli-ırki sınırları kaldıracak bir kardeşlik asla ve asla değildir.
Nitekim Hz. Muhammed, Sünni İslam dünyasının ezici çoğunluğunun kabul ettiği bir hadiste, “Türkler size dokunmadıkça siz de onlara dokunmayın. Onlar sizi severse sizi -yercesine- çok severler, eğer sevmezlerse sizi öldürmekten beter ederler.” hadisini söyleyerek, Türklerin duygularını abartılı yaşayan bir millet olduğunu ifade etmiştir. Ne hikmetse Türkiye’deki hocalar bu hadisin sadece ilk yarısını söyler, ikinci yarısını söylemezler.
Gelelim üstünlük meselesine.
Irkdaşlar! Bizler Türk ırkı olarak her açıdan diğer ırklardan üstün olduğumuzu iddia etmiyoruz. Eğer öyle olsak zaten bu hallere düşmezdik. Her ırkın diğerine göre üstün yanı da vardır, kötü yanı da vardır. Bizim ırkımızın da maalesef birbirini yemek gibi çok kötü bir huyu vardır. Biz dürüstçe iyi yönlerimizi de, kötü yönlerimizi de söylüyoruz ki, hataları tekrar etmeyelim.
Diğer yandan “ırksal üstünlük” taslama konusunda tarihte Araplar bizden çok daha hırçın davranmışlardır. Aralarında İslam’ın önde gelen bir çok şahsiyetinin olduğu, 4 Halife sonrasındaki İslam imparatorluğu, Arap olmayanlara daima ikinci sınıf insan muamelesi yapmış, Müslüman olsalar bile “kendi rızasıyla gelen köle” anlamında “Mevali” olarak hitap etmiş ve köle gibi davranmışlardır.
Bugün Irak, Suriye, Mısır gibi topraklarda yaşayan farklı ırklar zaman içinde Arapların bu politikaları sebebiyle asimile olmuştur.
Araplar, İslamiyet ile birlikte, gittikleri yerlere kendi ırksal kültürlerini de götürmüş ve bunu İslam diye dayatmışlardır.
Örneğin Mısır! Ayrı bir dili, ayrı bir alfabesi, ayrı bir kültürü, ayrı bir giyim tarzı, ayrı bir ırkı olan binlerce yıllık Antik Mısır uygarlığı, Arapların İslamla birlikte dayattıkları Arap kültürü sebebiyle tamamen yok olmuş ve Araplaşmıştır.

Velhasıl insanın ırkına sahip çıkması, ırkı için çalışıp ırkı için savaşması, İslam’a aykırı bir durum değildir. Eğer öyle ise, 4 Halife sonrası yüzlerce yıllık İslam İmparatorluğu’nu topyekûn kafir ilan etmemiz gerekir!
Irklar arası farkların yok sayılması ve ırk kelimesinin kendisinin bile tehlikeli görülmesi, 2. Dünya savaşı travmasından sonra dünyaya kabul ettirilen bir olgudur. Milliyetsiz, dinsiz, kültürsüz, yozlaşmış tek bir dünya devleti isteyen küreselcilerin zorla dayattığı bir algıdır.
Biz bunu kabul etmiyoruz!
Ne olduğumuzu asla inkar etmeyeceğiz. Hangi dinden olursa olsun, insan kanını ve ırkını değiştiremez. Hiçbir din de insandan bunu bekleyemez. Eğer ırkınızı yok saymanızı isteyen birileri varsa, bilin ki ya sizi kendi ırkına asimile etmek istiyor ya da sizi şuursuzlaştırıp yok etmek istiyordur.