Kalkacaksın ayağa. Mecbursun!

Sana muhtaç binlerce garip, düşmüş insan, biliyorsun.

Gömeceksin yüreğine eski sevdalarını.

Kuracaksın oluk oluk kanınla kutsal yarınlarını.

Sen bu çöle hasret bir yağmursun.

Sen olmasan silecek kimse yok biliyorsun!

Kafasına silah dayanan Uygur kızın gözyaşını.

Saracaksın acıyla kavrulan halkın yarasını.

Bilinmezlik deryasında bir varoluşsun.

Bekleme ne bir peygamber ne bir Mesih, mahvolursun!

Kalk ve savaş, kır zihnindeki sahte putları.

Düşünme bir an bile geride kalan mankurtları.

Sensin işte sen, o yıllardır beklenen, yıllardır gelmeyen, gel!

Sensin birlik olsa taşacak, dağıldığı için kuruyup giden sel.

Durma haykır sana yaşattıkları acılarını.

Kıyasla bakalım kendinle ırkının sancılarını.

Geç artık kendinden, var artık varılmaza.

Ol artık olman gereken adam!

Kavuş yazgına. Bir fırlasan yayından, tuzla buz olacak hedeflerin.

Yeminler olsun ki o senin yıkılmaz çelik kale bildiklerin.

Ne Sabbah’ın hançeri, ne şehirli bir kızın ihaneti.

Yolundan çeviremez bu kükreyen volkan seli.

Sen ki dosdoğru yürüyeceksin durmadan yolunda.

Akacak kan, dağılacak bedenler silah tutan kolunda.

Ne elin değsin bir vefasız eline, ne dudağın değsin bir kahpe yüzüne.

Hayır! Bunun için yaratılmadın, güvenme gaflet sözüne.

Senin ellerin tutacak sönmez gazap ateşlerini.

Dudakların tutacak elbet yılların intikam yeminlerini.

Irkın için çalış, ırkın için düşün, ırkın için savaş!

Bir an duraksarsan haklar sana helal olmaz arkadaş!

Kaldıramasın bu yükü, veremezsin bu hesabı.

Ne yaradanın sorgusunda, ne susturursun vicdanını.

Bak bu dalgalanan bayrak sensin, sensin bu göklerin sesi.

Sensin kaldıracak ayağa bu düşmüş milleti.

Sensin Yavuz’un hıncı, Fatih’in aklı, Mete’nin iradesi.

Sensin geleceğin hakimi, göğün efendisi ve Göktanrı’nın sureti.

Yazar: Furkan Doğan