Yapay Zeka

Tarihte üç büyük olay vardır..

Tarihte üç büyük olay vardır: Bunlardan ilki, evrenin oluşumudur. İkincisi, yaşamın başlangıcıdır. Bu ikincisi ile aynı derecede önemli olan üçüncüsüyse, yapay zekanın ortaya çıkışıdır.

1997 yılında Electrolux şirketi tüm öteki modellerden ayrı bir özelliği olan yeni elektrik süpürgesinin tanıtımını Londra’da yaptı. Electrolux’un yeni süpürgesi kablosuzdu ve ayrıca bir kullanıcı olmaksızın kendi kendine temizlik yapabiliyordu. Bir temizlik robotu olarak da nitelendirilebilecek olan süpürge önce odanın kenarlarını süpürüyor, sonra zik-zaklar çizerek iç kısımları temizliyor ve hatta yatakların altına bile giriyordu. Şirket yetkilileri, robotun oda alanının %90’ını temizleyebildiğini ileri sürüyor. Yarasanınkine benzer bir radar sistemi ile çalışan robotun algılayıcıları çok duyarlıdır. Örneğin robot bu algılayıcılar sayesinde odanın ortasına konmuş su dolu bir bardağa çarpmıyor, çevresinden dolanıyor. Electrolux yetkilileri, henüz Ar-Ge çalışmaları bitmediğinden yeni ürünlerini piyasaya sürmediler.

Robot araçlar konusunda dünyanın önde gelen akademisyenleri arasında yapılan bir anket sonucunda, temizlik robotlarının en iyimser tahminle 1998’den önce geliştirilemeyeceği yönündeydi.

Anketin diğer sonuçlarına göre ise, şöförsüz taksiler 2019 yılında, kendi benzerini üretebilen robotlar da 2044 yılında günlük hayatımızda yerlerini alacaklar. İnsan biçiminde robotlar ise en erken 2047 yılında üretilebilecek.

Başka bir deyişle, insanlar robot çalışmalarına başlamalarından yaklaşık 100 yıl sonra kendi benzerleri olan makineler üretebilmiş olacaklar.

1960’lı yıllarda teknolojide büyük gelişmeler yaşandı ve insanlar tehlikeli ve zahmetli işlerden kurturabilmek için ilk robotları üretmeye başladılar. Üretilen robotlar Isaac Asimov’un romanlarındaki insan biçimindeki düşünebilen ve öğrenebilen robotlardan çok öte bir robot kolu ya da el yerine takılmış aletlerden oluşmaktaydı. Ancak teknoloji ile birlikte robotların da yetenekleri doğru orantıda artmaya başladı. Karmaşık bilgisayar denetimlerinin altında robotların, bazı işlerde insanlardan daha başarılı oldukları farkedildi. Örneğin robotlar asla hastalanmıyorlardı. Dinlenme ihtiyacı hissetmiyorlar ve yaptıkları işlerin tekdüzeliği motivasyonlarını ya da performanslarını etkilemiyordu. Bu nedenle üretilen robotların %90’ı fabrikalarda kullanılmaya başlandı. Zamanla kullanım alanları laboratuvarlar, enerji santralleri ve hastaneler gibi hassas ölçümlerin önem taşıdığı yerlere kaydı. Günümüzde artık robot araçlar olmaksızın uzay araştırmaları yapmak olanaksız. Zaten robot araçlara yönelik en önemli Ar-Ge projelerini de NASA yürütmekte.

Gerçekte robotlar, insanların yaptıklarını otomatik olarak yapabilen makinalardır. Bu işleri, insanlar gibi yapmaları ya da insan görüntüsünde olmaları gerekli değildir. Zaten bugün üretilmekte olan robotlar insan görünümünden çok uzaktadır. Bugün Amerika ve Japonya başta olmak üzere az sayıda ülkede, robot geliştirme projeleri yürütülmektedir. Bu projelerin ortak amacı, insanlara yardımcı olması amacıyla, çok sayıda işlevin programlandığı insan biçimi ve boyutunda makinalar yapmak değildir. Amaç, algıladıklarında bir takım sonuçlara ulaşabilen, karar verebilen ve kendi kendine öğrenebilen insan benzeri bir robot tasarlayabilmektir. Böylesine karmaşık bir sistem geliştirebilmek için de mekanik, kontrol, bilgi kuramı, sinir ağları (neural networks) ve yapay zeka alanlarındaki uzmanların birlikte çalışmaları gerekmektedir.

Günümüz bilim adamlarının birçok çalışması birden fazla robotun ortak hareketi üzerine yoğunlaşmaktadır.

Bir zamanlar cyborglar olarak da adlandırılan ve film dünyasında hayatımıza giren insan görünümünde robotların günlük hayatımızın bir parçası olması çok da uzak değil. Android kelimesi Yunanca “insan” kelimesinden türetilmiştir ve “insansı makineler” anlamında kullanılmaktadır. Androidler artık günlük hayatımızı bizlerle paylaşmaya neredeyse hazır gibiler.

Bugün bile günümüzde Osaka Üniversitesi tarafından geliştirilen Asada Projesi isimli çocuksu görünüme sahip, CB2, JST ER ATO robotunun gözlerinde kamera, kulaklarında mikrofon ve vücudunda toplam 197 adet dokunma sensörü olan bir robot vardır. 130 cm. boyunda ve 33 kg. ağırlığındadır.

Peki android robotların çalışma prensibi nedir ve nasıl bir teknoloji kullanıyorlar? Robot teknolojisi denilince akla ilk gelen, sensör teknolojileridir. Sensörler çevreden elde ettikleri verileri bir mikroişlemciye gönderirler ve mikroişlemcide bu sinyaller analiz edilir. Analize göre robottaki çevresel ünitelere mikroişlemci ne yapmaları gerektiğini belirten bir sinyal gönderir. Kameralar da bu sensörlerden biridir. Elde ettiği görüntü işlenir ve robot, bu kameralar sayesinde çevredeki cisimleri algılayabilir. Burada kullanılan teknoloji “görüntü işleme” olarak adlandırılır. Görüntü işleme, elde edilen analog görüntünün (gerçek yaşamdaki görüntü) sayısal işaretlere dönüştürülüp mikroişlemcide analiz edilecek hale getirilmesi ve gerekirse resim üzerinde özelliklerinin değiştirilip yeni resim elde edilmesi olayıdır. Görüntü işleme, bozuk bir resmin netleştirilmesinde de sıkça kullanılan bir işlemdir. Androidler bu kameralar ile çevredeki cisimleri tanımaktadır. Burada da eşleştirme, özellikle kullanılan bir yöntemdir. Öncelikle sizi gördüğünü varsayalım. Sizi gördüğünde ilk olarak sizin bir insan olduğunuzu algılayacak, daha sonra kim olduğunuzu bilebilmesi için veri bankasındaki kayıtlı kişilerle bir karşılaştırma yapacak. Eğer robotun veri bankasında kaydınız var ise sizi tanıyacaktır.

Androidler “yapay zekaya” sahiptir ve olmalıdır. Yapay zekayı; tıpkı insan gibi algılama, öğrenme, elde ettiği veriler arasında bağlantı kurabilme ve karar verme gibi özellikte bir yazılım ve işletim sistemleri olarak tanımlayabiliriz. Bu sistemlerin bir tehlikesi de virüsler olacaktır. Sonuçta bir işletim sistemine sahip olan robotların virüslerden de korunması gerekecek. Verilen bir işi yaparken bir anda saçmalaması, ciddi tehlikelerle bizi karşı karşıya bırakabilir.

Konumuza tekrar dönersek, Bir robot, lojistik destek amaçlı da askeri bir silah olarak da kullanılabilir. Robotların bir diğer kullanım alanı ameliyathanelerdir. Hassasiyet oranları bir insan hareketi ile kıyaslanamayacak derecede yüksek olan robot kollar en zor ameliyatları başarılı bir şekilde yapabilmektedir. Bu alanda robotların kullanımı henüz yenidir ve hızla gelişmektedir. Tamamıyla yapay zekâ ile ameliyat yapabilen bir robotun yorgunluk, stres ve bunlara bağlı olan dalgınlık gibi bir problemi de olmayacaktır. Yine de insan unsurunun temel oluşturduğu unutulmamalıdır.

Mutlaka bu operasyonlar uzman doktorlar gözetiminde yürütülmektedir. Robotik cerrahinin hastaların daha kısa sürede iyileşmesi, daha az ağrı, ameliyat izinin olmaması veya çok az olması, enfeksiyon riskinin az olması gibi birçok avantajları vardır.

21. yüzyılın hayali, organik robot: Frankenstein İnsanoğlunun yüzyıllardır içinde zeki bir birey yaratma isteği bulunmaktadır. Bu nedenle belki de ilk robot mitosunu Mary Shelley’in “Frankenstein” ile başlatmak daha doğru olacaktır. Gerçi Frankenstein romanından önce de dünya üzerinde mekanik robotlar üretilmişti. 13. yüzyılda Artukoğlu sarayında Cezari adlı bir mühendisin yaptığı otomatlar insanlara ibrikle su, havlu ve tarak sunarlardı. 1738 yılında Avrupa’da Jacques de Vaucanson’un yaptığı mekanik ördek de bir başka örnektir. Doktor Frankenstein’in canavarı aslında tamamıyla kadavralardan oluşturulmuş organik bir varlıktı. Belki de bu bakımdan ilk kez Frankenstein, bilim kurgu yazarlarının zaman içinde tasarladıkları insan görünümde robot düşünü gerçekleştirmiş oluyordu. Bu nedenle bazı yorumcular tarafından Frankenstein “Modern Prometheus” olarak adlandırılır.

Yapay zeka gerçekten de bilgisayar bilimleri içinde en belirsiz olanlardan birisidir. Yapay zekanın belirlenmiş ve üzerinde herkesçe fikir birliğine varılmış tek bir tanımı yoktur. Ne olduğu, ne olmadığı ve hatta olup olmadığı bile tartışma konusudur. Mevcut tartışma platformları konuyu 4 farklı açıdan incelemektedirler; matematiksel, fiziksel, psikolojik ve felsefi.

Edward Fredkin, M.I.T Bilgisayar Bilimi Laboratuvarı Matematiksel yaklaşım kaos kuramının yapay zeka konusundaki yerini tartışır. Fiziksel yaklaşım zihnin vücut fonksiyonları üzerindeki etkilerini tartışırken psikolojik yaklaşım bellek ve öğrenme mekanizmalarını inceler. Bilgisayarlar da insanlar gibi öğrenme ve belleklerinde bilgi tutabilme yeteneğine sahiptirler. Bu noktada ise yapay zekanın felsefi boyuttaki tartışmaları hız kazanır. Yapay zeka felsefesi en geniş anlamıyla yapay zekanın gerçekten mümkün olup olmadığını soruşturur. “Bilgisayarlar düşünebilir mi?” sorusu yapay zeka felsefesinin en temel sorunudur ve bugüne kadar da hala yanıtlanmamıştır. Yapay zeka felsefesini ilk ortaya çıkaran kişi İngiliz mantık ve matematikcisi Alan Turing’ dir. 1950 yılında Turing “Mind” adlı felsefe dergisinde “Makinalar düşünebilir mi?” başlıklı makalesi ile zamanında epey yankı uyandıran felsefi bir tartışma yaratmıştır.

İnsan beyni sadece etten yapılmış bir bilgisayar mıdır? Eğer biz bir insanın tüm özelliklerini sadece bedensel işlevlere indirgeyebileceğimizi savunuyorsak, bu yaklaşım insan beyninin sadece etten yapılmış bir bilgisayar olduğunu kabul eder. Bu görüş aynı zamanda yapay zekanın henüz yeterince gelişmemiş bir insan prototipi olduğunu ileri sürer. Eğer insan sadece fiziksel süreçlere tabi olan bir bilgi işlem merkezi ise artık bu noktada özgür iradeden bahsedemeyiz. Belki de insan bilincinin en temel yetkinliklerinden birisi olan doğru ve yanlışı algılayıp karar verme sürecini ortadan kaldırırsak insan-robot mitosunun mümkünlüğünden bahsedebiliriz.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s